2016 Yılı Makaleleri
2015 Yılı Makaleleri
2014 Yılı Makaleleri
2013 Yılı Makaleleri
2011 Yılı Makaleleri
2012 Yılı Makaleleri

MHP'Lİ RUHSAR DEMİREL 1 KASIM SEÇİMLERİNİ YORUMLADI

AA, 01 Kasım 2015

MHP Genel Başkan Yardımcısı Ruhsar Demirel, kendi ili Eskişehir'de partisinin aday çıkaramaması sonrası konuştu.

Demirel, Eskişehir'deki bir yerel televizyonda 1 Kasım Genel Seçimi sonuçlarına ilişkin yaptığı açıklamada, partisine oy verenlere teşekkür etti.

Milli iradenin tecellisine herkesin saygı duyması gerektiğini vurgulayan Demirel, şöyle konuştu:

"Çıkan sonuç, Türk dünyasına, Türkiye'ye ve Eskişehir'e hayırlı olsun. Sonuçlara göre, demek ki diğer 6 arkadaşım, daha nitelikli ve daha donanımlılardı. Onların Eskişehir'i temsili daha iyi olacaktır. Umarım Eskişehirimiz için öyle olur. Türkiye genelinde oy kaybımız var. Ben, bir partinin yöneticisiyim. Parti yöneticisi olarak kendi ilimden milletvekili çıkaramıyorsam burada benim de hatalarım vardır. Eskişehir'de partimize oy vermiş 70 bine yakın vatandaşımızdan helallik istiyorum. Haklarını helal etsinler. Kendilerine çok teşekkür ediyorum. Bize oy verenlerden de Allah razı olsun."

Demirel, siyasi geleceğine partisinde yapılacak toplantıların ardından karar vereceğini sözlerine ekledi.

KADIN VEKİL SAYISI 98’DEN 76’YA DÜŞTÜ

Milliyet, 01 Kasım 2015

7 Haziran’da yapılan seçimlerde tarihi bir rekor kırılarak 98 kadın milletvekili Meclis’e girerken, 1 Kasım seçimlerinde geriye gidiş yaşandı.

 Kesin olmayan sonuçlara göre 550 sandalyeli Meclis’te kadın vekil sayısı 76’ya düştü. Ak Parti’den 32, HDP’den 25, CHP’den 17 ve MHP’den üç kadın vekil Meclis’e girdi.

1 Kasım seçimlerinin ardından, kesin olmayan sonuçlara göre, Meclis’e 76 kadın vekil girdi. 26. yasama döneminde, yüzde 14’lük oranla Meclis’teki kadın temsiliyeti düşüş gösterdi.  Bir önceki seçimlerde AKP 41, CHP 20, MHP dört, HDP 32 kadın vekili Meclis’e göndermişti. 1 Kasım seçimleri için, AKP’den 69, CHP’den 125 kadın, HDP’den 228, MHP’den de 77 kadın aday gösterilmişti.

 

KAYIP ÇOCUKLAR ÜLKESİ…TAM 4 BİN 136 ÇOCUK ARANIYOR…

Taraf, 1 Kasım 2015

Türkiye genelinde 1473’ü kız olmak üzere toplam 4 bin 336 çocuk aranıyor. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Kasım 2014’te devreye soktuğu ‘Kayıp Alarmı Projesi’ kapsamında aranan 218 çocuktan 178’i ise bulundu.

TÜRKİYE genelindeki kayıp 4 bin 336 çocuğun bulunması için birçok çalışma yürütülüyor. Çocukların bulunmasındaki en başarılı proje ise Emniyet Genel Müdürlüğü’nün devreye soktuğu ‘Kayıp Alarmı Projesi’ oldu. Daha önceki uygulamada Emniyet birimleri kayıp için başvuruya gelen ailelere 24 saat geçtikten sonra başvurularını alabileceğini belirtiyordu. ‘Kayıp Alarmı’ projesiyle bu uygulamadan vazgeçildi. Kaybolan kişinin yakınları 24 saat bekleme gereksinimi duymadan, kaybolduğunu iddia ettikleri yakınlarının bilgilerini, güncel fotoğrafı, eşkali, adresi, kaybolduğu noktayı en yakın karakola bildiriyor. Bu bilgiler polis tarafından ‘Kayıp Alarmı Projesi’ne giriliyor. Kayıp Alarmı Koordinasyon Dairesi Başkanlığı bilgileri görerek, kaybolan vatandaşın durumuna göre risk değerlendirmesi yapıyor. Ardından Emniyet kayıp şahıs bilgilerini, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) aracılığıyla, belirlenen bölgedeki tüm vatandaşların akıllı telefonlarına kısa mesaj ve fotoğrafıyla bildiriyor. Gelen mesajları inceleyenler, kayıp ilanına ilişkin bilgisini 155 Polis İmdat hattını arayıp paylaşarak, kayıp kişinin bulunmasına yardım ediyor.

178 ÇOCUK BULUNDU

Hürriyet’ten Fevzi Kızılkoyun’un haberine göre ‘Kayıp Alarm Projesi’yle emniyet özellikle 0-6 yaş grubu çocuklar, yaşlılar ve engellilerden kaybolan kişilerin bulunması için yeni projelerini ve sosyal medyayı aktif kullanmaya başladı. 7 Kasım 2014 tarihinden başlatılan ‘Kayıp Alarmı Projesi’nden sonra kaybolan 218 kişi proje kapsamına alındı. Kaybolan kişilerin bilgileri ve fotoğrafları kayboldukları bölgelerdeki 20 milyon aboneye gönderildi. Cep telefonlarına gönderilen mesajda bu kişilerin görülmesi halinde Emniyet’e bildirilmesi istendi. Duyarlı kişilerin Emniyet’e bildirimlerde bulunmasıyla kayıp kişilerin hızla bulunması sağlandı. Proje kapsamında 218 kayıp başvurusundan 178’i sonuçlandırıldı.

TRAJEDİ SÜRÜYOR: 6’SI ÇOCUK 13 ÖLÜ

Milliyet, 02 Kasım 2015

Yunanistan’ın Sisam Adası açıklarında mültecileri taşıyan iki teknenin batması sonucu 6’sı çocuk 13 kişi boğularak yaşamını yitirdi

Yunanistan’ın Sisam Adası açıklarında mültecileri taşıyan iki teknenin batması sonucu büyük bir trajedi yaşandı. Pazar günü Türkiye’den yola çıkan iki teknenin Ege açıklarında batması sonucu 6’sı çocuk olmak üzere 13 mülteci hayatını kaybetti. İlk trajedi Sisam Adası’na yaklaşık 20 metre kala yaşandı. 4’ü bebek 2’si çocuk 10 kişinin cansız bedenine batan teknenin yakınlarında ulaşıldı. Bir kızın cansız bedeni ise adanın kıyılarına vurdu. Sahil güvenlik ekipleri, facia sonrası 15 kişiye sağ olarak ulaştıklarını açıklarken, iki kişinin ise halen kayıp olduğu bilgisi verildi.

Rodos’a 200 kişi ulaştı

Avrupa Birliği Sınır Ajansı Frontex ise, Yunanistan’ın Bulamaç Adası yakınlarında iki kişinin cansız bedenine ulaştıklarını açıkladı. Frontex Ege denizinde batan ve 15 göçmeni taşıyan bottan üç kişinin sağ olarak kurtarıldığını bildirdi. Frontex tarafından kurtarılan bir sığınmacının dediğine göre içinde 15 kişi bulunan tekne, Türkiye sahillerinden ayrıldıktan yarım saat sonra battı. Yunan yetkililer ve Türk sahil güvenlik ekipleri, göçmenlerin bulunduğu bölgelerde aramalarını sürdüreceklerini açıkladı. Sahil Güvenlik yetkilileri, şiddetli rüzgarın kurtarma çalışmalarını zorlaştırdığını söylediler. Yunanistan Sahil Güvenlik yetkililerine göre, arama kurtarma çalışmalarına bir Süper Puma helikopter de katıldı.

Aynı saatlerde Rodos Adası’nın açıklarında 200 dolayında sığınmacı da sağ olarak karaya çıkarıldı. 11 yaşlarında bir kız çocuğu ve 50 yaşında bir erkek hastaneye kaldırıldı. Ada’da bekletilen 3 bin 337 göçmenin Pire Limanı’na aktarılacağı belirtildi.

Bir haftada 60 ölüm

Son faciayla beraber Pazartesi gününden bu yana Yunanistan’ın Midilli, Kalimnos ve Rodos adalarına gitmek üzere yola çıkan 60 kişi yaşamını yitirmiş oldu.  Bu mültecilerin 28’i ise çocuk. Sadece cuma günü 17’si çocuk 22 kişi Türkiye’den yola çıkıp Yunanistan’a varmaya çalışırken hayatını kaybetmişti.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin rakamlarına göre; bu yılın başından beri Avrupa’ya geçmeye çalışan 723 bin 221 göçmenden 580 bin 125 göçmen Yunanistan kıyılarına geçmeyi başardı. Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, göçmen facilarını ‘insanlık trajedisi’ olarak tanımlarken, bir Avrupa lideri olarak ‘utanç’ duyduğunu söylemişti.

ENGELLİ MAĞDUR KADIN İÇİN KAÇACAK YOL YOK!

Milliyet, 01 Kasım 2015

“Türkiye’de Engelli Kadına Yönelik Şiddet Raporu”nda çarpıcı bilgilere yer verildi. Rapora göre ŞÖNİM’ler de dahil mağdur kadınların başvuracağı tüm kurumların binaları engellilere uygun değil

Kadına yönelik şiddetle mücadele için geliştirilen mekanizmalar şiddet gören kadın engelli olduğunda devre dışı kalıyor. Şiddet Önleme Merkezleri (ŞÖNİM) başta olmak üzere şiddet gören kadınların hastaneden adliye binalarına başvuruda bulunacakları tüm binalarda önleri ‘engellerle’ dolu.

İstanbul İsveç Başkonsolosluğu, Swedish Institute, Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi ve Engelli Kadın Derneği işbirliği ile Türkiye’de ilk defa “Türkiye’de Engelli Kadına Yönelik Şiddet Raporu” hazırlandı. Raporun dikkat çeken bölümleri şöyle:

Asansör sorunu

 Rapor kapsamında incelenen 4 ŞÖNİM’de fiziksel engelli kadınlar başta olmak üzere görme ve işitme engelli kadınlar açısından erişilebilirlik koşullarının sağlanmadığı görülmüştür. Rapor kapsamında incelenen Ankara, Bursa, Diyarbakır, Gaziantep, Mersin, Samsun ve Trabzon’daki ŞÖNİM’lerden sadece Gaziantep’teki binada asansör olduğu; engelli tuvaletinin de sadece Gaziantep, Samsun ve Trabzon’da bulunduğu tespit edildi. Bina içerisinde ulaşımı sağlayacak engelli araçlarının ise hiçbir binada bulunmaması dikkat çekti. Bunun yanı sıra merkezlerde işaret dili bilen personel olmadığı, bilgilendirici materyallerin görme ve işitme engelli kadınlar için hazırlanmış formatlarının bulunmadığı tespit edildi. Ayrıca merkezlerin şehrin dışında; ulaşım ve güvenlik sorunu yaşanabilecek semtlerde bulunması da sorun yaratmaktadır.

 Adliye binalarının olumsuz fiziki koşulları, adliyelerde uygun rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin bulunmaması, işaret dili bilen adli personelin yokluğu engelli kadınların adalete erişimini de güçleştirmektedir.

İşaret dili bilen yok

 Sağlık kurumlarında işaret dili bilen çalışanların, fiziksel engelli kadınların jinekolojik muayeneleri için uygun jinekolojik muayene masalarının olmaması da en kritik sorunlardan.

 155 polis, 112 ambulans, ALO 183 Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı hattı, 156 Jandarma acil ihbar hatları çoğu zaman işitme engelli kadınların erişimine uygun değildir. Çünkü bu hatların tümünde, çoğunlukla konuşarak bilgi alma ve verme yöntemi ile hizmet sunulmaktadır.

Acil hatları arayabilecek durumda olan fakat bulunduğu adresi tarif edemeyecek zihinsel yeterlilikteki kadınlara yönelik de yer tespit sistemleri yeterince uygulanmamaktadır.

BM : "TÜRKİYE’DE KÜÇÜK ÇOCUKLU KADINLARIN YÜZDE 70’İ ÇALIŞMIYOR"

CNN Türk, 02 Kasım 2015

Birleşmiş Milletler Kadın Örgütü (UN Women) Türkiye’de çocuklu kadınların iş yaşamından uzaklaşmasından endişeli. Hürriyet'te yeralan habere göre, UN Women Başkan Yardımcısı Lakshmi Puri, Türkiye’de 6 yaşından küçük çocuğa sahip kadınların yüzde 70’inin çalışmadığını, bu oranın Avrupa’da yüzde 29 olduğunu vurguladı.

Kadınlar, kadın cinayetlerini durdurmak için yürüyor

Birleşmiş Milletler Kadın Örgütü (UN Women) Başkan Yardımcısı Lakshmi Puri, Türkiye’de 15-29 yaş arasındaki genç kadınların yüzde 45’inin ne eğitim ne de iş hayatında yer almadığına, 6 yaşından küçük çocuğu olan kadınların yüzde 70’inin çalışmadığına dikkat çekerken, “Avrupa’da bu oran yüzde 29. Bu çok büyük bir endişe kaynağı olmalı” dedi. BM’nin Eylül 2015’te kabul ettiği “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri”nin de masaya yatırılacağı G20 zirvesi öncesinde Hürriyet’in sorularını yanıtlayan Puri, Türkiye’deki kadın istihdamı oranının yalnızca yüzde 28.3 olduğuna dikkat çekerek, bu durumun gelecekte Türkiye’nin ekonomik büyümesine ve rekabet gücüne engel oluşturacağını söyledi. Kasımda Antalya’da gerçekleştirilecek ve dünya liderlerini bir araya getirecek olan G20 Zirvesi öncesinde geçen hafta İstanbul’da düzenlenen W20 (Kadın 20) toplantısına katılan Puri sorularımıza şu yanıtları verdi:

 * BM’nin 2015 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmada kadını güçlendirmenin ve kadın-erkek eşitliğini sağlamanın önemi nedir?

- “Sürdürülebilir kalkınma için 2030 hedefleri” başlıklı ajandamızda ilk kez kadın-erkek eşitliğini ve kadınların güçlendirilmesini merkeze aldık. Bu ajandaya göre 2030 yılına kadar tüm dünyada kadın-erkek eşitliğini gerçekleştirmiş olmamız gerekiyor. Bu hedefleri kabul eden devletlerin tümü ilk kez ‘Evet bunu yapabiliriz ve yapacağız’ dediler. Yani kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve kadınların güçlendirilmesi evrensel bir gündem, bu konuda zengin ülke-fakir ülke ayırımı yok. Kadın erkek eşitliği olmadan sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin hiçbirinin olmayacağı artık anlaşılmış durumda.

Dünyanın tek komünist köyü

* Bir çok toplumda çocuk bakımı ve ev işi kadının doğuştan gelen görevleri gibi algılanıyor, bu durum kadınların iş hayatına atılmasını nasıl etkiliyor?

- Çocuk bakmak ve ev işleri kadınların doğal işiymiş gibi gösterildiği için çok sayıda kadın eğitim ve iş olanaklarından mahrum kalıyor. Örneğin Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Türkiye’de kadın istihdamı oranı yüzde 28.3 civarında. Türkiye’de 15-29 yaş arasındaki genç kadınların yüzde 45’i ne eğitim ne de iş hayatında yer alıyor. Bu çok büyük bir endişe kaynağı olmalı. Bu durum, Türkiye’de ekonomik büyümeyi ve refahı engelleyecek, aynı zamanda Türkiye’nin gelecekteki rekabet gücünü de olumsuz yönde etkileyecek. Bunun yanısıra, Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’de 6 yaşından küçük çocuğu olan kadınların yüzde 70’I çalışmıyor. Avrupa’daysa bu oran yüzde 29. Bu şu anlama geliyor: Türkiye’de kadınlar, hiç bir ücret almadan yaptıkları ev işleri ve çocuk bakımıyla bağlanmış durumdalar. Bu yüzden de eğitim ve iş olanaklarından mahrum kalmış durumdalar.

"Bakıcılık ve ev işleri ücretlendirilmeli"

* Kadın-erkek eşitliğinin sağlanması yönünde öncelikli kalkınma hedefleri neler?

- Birinci hedef; kanunlardaki ve uygulamalardaki tüm ayrımcılık maddelerinin sona erdirilmesi. Kadınlara ayırımcılık uygulayan tüm kanunlar kaldırılacak. İkinci hedef; kadınlara karşı her türlü şiddetin sona erdirilmesi. Üçüncü hedef; kadın sünneti ve çocuk evlilikleri başta olmak üzere kadınlara zarar veren her türlü uygulamanın reddedilmesi ve bitirilmesi. Bir kız çocuğu evlendirildiğinde bunun adı evlilik olmaz, bunun adı yasallaştırılmış tecavüzdür. Dördüncü hedef ise ekonomik, sosyal ve toplumsal hayatta eşit katılım ve eşit liderliğe sahip olmak. Parlamentoda, yasamda, yürütme ve yargı organlarında kadının erkeklerle eşit şekilde temsil edilmesi gerekiyor. Beşinci hedef ise kadınların yaptığı çocuk bakıcılığı ve ev işlerinin ücretlendirilmesi.

"Cezalar caydırıcı olmalı"

UN Women Başkan Yardımcısı Puri Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni kabul eden tüm ülkelerin kadına karşı şiddetin her türünü sona erdirmek gibi bir taahhütleri olduğunu hatırlatarak şöyle konuştu: “Erkeklerin ve erkek çocukların eğitiminin de bu sürece dahil edilmesi gerekiyor. Kadına karşı şiddetin sona ermesi için öncelikle kadını kendine ait bir mal gibi gören erkek zihniyetinin değişmesi gerekiyor. Ayrıca kadına karşı şiddet ‘aile içi bir meseleymiş gibi’ algılanıyor aile içinde çözülebileceği düşünülüyor, bunun değişmesi lazım. Yani Pekin Konferansı’ndan beri Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 130 ülke kanunlarında aile içi şiddeti suç olarak cezalandırıyor. Bu suçu işleyenelere verilecek cezaların caydırıcı olması da çok önemli. Aile içi şiddete sıfır tolerans gösterilmesi gerekiyor. Bu suçu işleyenlerin mutlaka caydırıcı cezalara çarptırılması gerekiyor. Ayrıca yargı sürecinde de bu konuda hakimlerin eğitime tabi tutulması gerek. Tecavüz gibi bazı suçlarda kurban, tecavüze uğradığını ispatlamaya çalışıyor, halbuki ispat yükümlülüğü suçu işleyende, tecavüzcüde ya da şiddeti uygulayan kişide olmalı.”

'NAKİLDE AVRUPA'YA GÖRE DAHA TECRÜBELİYİZ'

Sabah, 02 Kasım 2015

Dünyada en fazla organ nakli ülkemizde gerçekleştirilmesine rağmen kadavra organ bağışı oranları hâlâ yeterli düzeyde değil. Listeye kayıtlı 22 bin hasta olsa da aslında ülkemizde tam 60 bin kişi organ bekliyor

Sağlık Bakanlığı'nın listesinde 22 bin kişi, kendisine bulunacak organla hayata yeniden tutunmayı bekliyor. Yılda 600 organ nakliyle dünyada üç kez en fazla organ naklini gerçekleştiren hastane seçilen Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Organ Nakli Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alper Demirbaş, organ bağışı ve nakli konusunda merak edilen soruları yanıtladı...

 Şu an Türkiye'de kaç bin böbrek hastası var ve bu hastaların kaçı organ nakli bekleme listesinde 'Organ bulundu!' haberini bekliyor?

Türkiye'de Sağlık Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 60 bin hasta bugün diyalize girmektedir. Ancak bekleme listesine kayıtlı olan hasta sayısı sadece 22 bin civarındadır. Bu rakamlar bize geri kalan 38 bin hastanın ise hiçbir şekilde umutlarının olmadığını göstermektedir. Çünkü yılda ortalama 500-600 kişiye organ bulundu diye mutlu haberi verebiliyoruz.

 'Yarım insan olursun, böbreğini verme' algısından ne zaman kurtuluruz?

Bugüne kadar yapılan tüm tıbbi araştırmalar bir böbreği ile sevdiğine hayat bağışlayan kişilerin hem bedensel, hem de ruhsal açıdan daha sağlıklı yaşadığını göstermektedir. Bedensel açıdan böbrek vericileri daha bol su içiyor, sigara ve alkol kullanmıyor, kilolarına dikkat ediyor ve yılda bir kere doktor kontrolünden geçiyor. Özetle her insanın sağlıklı olmak için yapması gerekenleri yapıyor. Ruhsal açıdan baktığımızda organ bağışlayan kişi üç travmayı başarıyla atlatmıştır: -İlki; yakınının organ yetmezliği tanısını öğrenmek. -İkincisi; o güne kadar belki hiç aklına gelmeyen organ bağışı konusunda ülke gerçeklerini öğrenmek. -Üçüncüsü; organ bağışçısı olarak ona yeniden hayat vermek. O yüzden ruhsal olarak da tüm bu aşamaları aşan kişi; ben bunu başardım artık hayattaki herşeyi başarabilirim diye hayata bakmaktadır. Özetle bırakın yarım insan olmayı bedensel ve ruhsal olarak çok güçlü bir kişi ortaya çıkıyor.

BAĞIŞ SAYISI EMPATİ KURARAK ARTAR

 Canlı vericili nakillerde en kolay kim verici (gönüllü) oluyor? Anne, baba, kardeş, eş; en çok kimlerden nakil yapıyorsunuz?

En fazla gönüllü olan kişiler; anneler ve eşler. Sonra sırasıyla sizin de değindiğiniz gibi baba ve kardeşler geliyor.

 

 Kadavra bağışını ne zaman tam anlamıyla benimseyeceğiz, bu bilinç Türkiye'de ne zaman oluşacak?

Söylediğiniz gibi 2006 yılından sonra bir yükselişe geçti çünkü Sağlık Bakanlığı bu konuda önemli adımlar attı. 2008 sonrası düşmedi ancak yükselmeyi durdurdu yani eskiden yılda 200-300 tane vefat eden kişilerden nakil yapılırken, 2006'da bu rakam 500- 600'lere çıktı ve orada kaldı. Bunun için hem sağlık çalışanlarına, hem de halka bu durumu çok daha iyi anlatmak gerekir. Bunun en doğru yolu da empati yapmaktır. Belki zor bir ifade olacak ama düşünün çocuğunuz karaciğer bekliyor ve ailede bir tane uygun donör yok, organ bağışı yok. Bu tek kelimeyle bir insanın yaşayacağı en büyük çaresizlik.

 Sizin için 'Bulduklarına nakil yapıyorlar' diyorlar... Bu eleştiri hakkında neler söyleyeceksiniz?

Öncelikle hasta aramıyorum. Bize nakil olmak için gelen hastalar, Türkiye'nin her yerinden ve dünyadan 23 farklı ülkeden geliyorlar. Ancak meslek hayatıma başladığımdan beri 4 bin 645 adet,sorumlu olarak ve kayıtlı yaptığım böbrek nakli ameliyatı olduğu için yapılması olanaksız denilen birçok böbrek nakli ameliyatını bu tecrübeye dayanarak gerçekleştirebiliyorum. Yaptığımız ameliyatlardan sonra hasta ve nakledilen böbreğin sağ kalım oranı Sağlık Bakanlığı'nda mevcuttur ve ABD ortalamasının da üzerindedir. Dolayısıyla bu eleştiriye vereceğim yanıt bir ömrü organ nakline adadığınız ve çok çalıştığınız zaman yapılamıyan birçok nakli yapabilme becerinizin artacağıdır. Bu eleştiriyi yapanlara çok çalışmalarını öneriyorum.

 Dünyada ve Türkiye'de organ nakli oranları nedir? Türkiye dünyanın neresinde? Türkiye'de yılda kaç organ nakli yapılıyor?

Dünya, bildiğiniz gibi yıllarca vefat eden kişilerden nakil yaptı ancak bu tek başına organ bekleyen hastaların ihtiyacını karşılamaya yetmediği için canlı vericili nakile hızla yöneldiler. Türkiye ise yıllardır organ azlığı nedeniyle canlı vericili nakil yapan bir ülke olduğu için bu konuda tecrübemiz çok fazla, hatta birçok Avrupa ülkesinin veya Amerika'nın yapamadığı nakilleri çok daha rahat yapıyoruz. Nakilde sayı olarak çok iyiyiz. Örneğin bizim merkezin nakil sayısı İsveç, Norveç gibi düşük nüfuslu birçok ülkenin toplam nakil sayısından fazla. Ama organ bekleyen hasta sayısı düşünüldüğünde bu yeterli değil.

DİYALİZE GİREN HASTANIN BÖBREĞE İHTİYACI VAR

 Organ naklinden sonra kullanılan ilaçların gelişmesinin sizin başarılarınıza katkısı büyük mü?

80'li yıllarda organ nakli ilaçlarında çok büyük bir değişiklik oldu ve bu, nakledilen organların ömrünü uzattı. Ancak uzun zamandır kullanılan ilaç protokollerinde önemli bir değişiklik yok, tüm dünyada aynı ilaçlar aynı şekilde kullanılmakta. Ayrıca nakil ameliyatı titiz ve özenli yapılmadığı zaman istediğiniz ilacı verin, o böbreği çalıştıramazsınız.

 İleride organ reddini engelleyebilecek ilaçlar olacak mı?

Elbette. İlaçlar, yapay organlar vb. bunların hepsi için uğraşılıyor ve olacak. Ama diyalize giren hasta için bugün bir böbreğe ihtiyacımız var.

 Organ naklinden sonra kullanılan ilaçlar kanser yapıyor mu? Sizin kanser olan hastanız var mı?

Vücuda dışarıdan verilen tüm ilaçların bir yan etkisi vardır. Tedavi ettiğimiz hastalar organ yetmezliği hastalarıdır. Evet, nakil hastalarından kanser olanlar var. Ama bu her 100 hastadan 10 yıl sonunda bir veya iki hastadır. Türk Nefroloji Derneği verilerine göre 10 yıl sonunda diyalizde 100 hastadan sadece 13-14'ü yaşarken, böbrek nakli olan hastaların 90 tanesi yaşamakta, bunların birkaçı kanser olmakta ve diğer kanser hastaları gibi tedavilerini sürdürmektedir.

ÜÇ-DÖRT KEZ NAKİL OLAN HASTALARIM VAR

 Bir insan en fazla kaç kez böbrek nakli olabilir?

Bunda herhangi bir sınırlama yok. Hastanın sağlık koşulları göz önünde tutulur. Bizim çok sayıda üçüncü naklini, daha az sayıda da dördüncü naklini yaptığımız hastalarımız var.

 Çocukların böbrek nakli ameliyatları yetişkinlerinkinden daha mı zor?

Çocuklara yapılan ameliyatın teknik olarak çok büyük farkı yok ama elbette daha büyük bir tecrübe gerektiriyor. Çünkü çocukların damarları yetişkinlerinkinden daha ince, karınlarında özellikle yetişkinden alınan böbreği koyacak yeterli alan yok. Ama bu konuda da yeterli tecrübemiz var.