Basın Açıklamaları
Meclis Konuşmaları
Soru Önergeleri
Soru Önergesi Cevapları
Kanun Teklifleri
Meclis Araştırma Önerileri
Genel Görüşme Önergeleri

Kurban Bayramı Mesajı

Kuvvetler ayrılığı demokrasilerde devlet yönetimi ilkesidir. Yani yasama, yürütme ve yargı. Ancak son altı ayda Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’lerle hükümet bakanlıklar kurup, bakanlıkların çalışma alanlarını değiştirmiş böylece TBMM ‘nin yasama görevini fiili olarak ortadan kaldırmıştır. Tek güç yürütme olmuştur. Bu çerçevede yapılan düzenlemeler sonucunda kamu çalışanlarının özlük haklarında kayıplar ortaya çıkmıştır.

Bu yeni düzenlemeden en çok sağlık hizmeti alan hastalar ve sağlık çalışanları etkilenmiştir ve maalesef bu etki olumsuz yönde giderek artacaktır.

Bildiğiniz gibi Türkiye’de Aile Hekimliği sistemi bugün için tüm nüfusu kapsamaktadır. Ama bilir misiniz ki bu yapı düne kadar “pilot” kanunla yürütülmeye çalışılmaktaydı.

Yayınlanan yeni KHK ile artık ülkemizde yabancı hekim, hemşire çalıştırılması konusunda düzenleme yapıldı. Gerekçesi ise yeterli sağlık hizmeti sunucusunun olmaması. Oysa hepimiz biliyoruz ki yeterli hekimimiz ve sayısı yüz binden fazla ataması yapılmamış hemşiremiz var. Asıl sorun bilimsel ve metodolojik çalışmama meselesidir. Yani Sağlık İnsan Gücü Planlaması (SİP)’nın bilimsel yapılmamasıdır.

SİP’sı çeşitli biçimlerde yapılır.

İhtiyaca göre

Hedefe göre

Talebe göre

Nüfusa göre

Fakat bizim Sağlık Bakanlığımız yöneticileri bu planlamayı el yordamına göre yapıyor. Personel yetersizliğinden söz ederek batıdan örnekler veriyor.

Eğer başka ülkelerden örnekler sağlık alanına yansıtılarak yapılmaya çalışılan yeni düzenlemeye bir ambalaj yaratılmaya çalışılıyorsa bir örnekte biz verelim.

Gelişmiş ülkelerde hekim başına hemşire oranı en az 2’dir. Bizde ise 1,4. Bu konuda batı standartlarını uygulayarak düzenleme neden yapılmamaktadır. Atanmamış sağlık meslek yüksek okulu mezunlarını, işsiz hemşirelerimizi neden konuşmuyoruz.

Bizim sağlık çalışanlarımız ilgili eğitim kurumlarında bu toplumun gerçeklerine göre, bizim hastalık örüntümüze göre yetişir.

Bizim halk sağlığı sorunlarımız batıyla aynı değildir ve bizim sağlık çalışanlarımız bu gerçeklikle eğitimlerinin özellikle pratik kısmını tamamlar. Örneğin batıda hekimler kızamık, suçiçeği, şark çıbanı gibi hastalıkları görmez, bilmez ve tanı koyamazlar. Yurt dışından getirilecek sağlık çalışanları bizim toplumumuzun hangi sağlık sorununu anlayacaklar.

Sayın bakan Türkçe bilen eleman getireceklerini ifade etmiş. Türkçe konuşmak Türkçeyi bilmek demek değildir. “Böğrüm ağrıyor”, “gönlüm bulanıyor” diyen hasta vücudunun hangi organ ya da bölgesinden şikâyetçidir. Yada kadın doğum kliniğine gelen hastanın yakını “nikahlı ama evlenmedi” derken neyi ifade etmeye çalışmaktadır bunu bizlerden başka kimse anlamaz.

Tabi bu yabancı merakı yeni değil geçtiğimiz yıl da zamanın Milli Eğitim Bakanı 40.000 öğretmen getireceklerini söylemişti. Dolayısıyla şu sorular hepimiz için merak konusu.

Bu düzenlemeler Basel Sözleşmesi konusunda bir girişim midir?

Basel Sözleşmesinin’nin tek taraflı işleyecek olması neyi ifade etmektedir?

Ayrıca Türk doktorların başka ülkelerde çalışabiliyor olmalarından söz eden Sayın bakan bu hekimlerin hangi nedenlerle gittikleri konusunu neden gündeme getirmiyor?

Söz konusu hekimlerin pek çoğu gittikleri ülkelerde araştırma geliştirme amaçlı çalışmalara katılıp, mesleki gelişmeleri takip etmek için gitmektedir. Araştırma temelinde çalışmalar yapmak esasıyla kurulmuş üniversitelere bağlı hastanelerimiz başta olmak üzere adında Eğitim ve Araştırma ibaresi bulunan hastanelerimizde dahil olmak üzere sağlık kurumlarımızın araştırma fonlarının durumu hepimizin malumu. O sebeple kendilerine önce tanımı doğru yapmayı öneririm.

Bu arada Sağlık Bakanlığı’nın başarıyla yürüttüğü dumansız hava sahası uygulamasını hepimiz yürekten destekliyoruz.

Ve bu çalışmaların tamamlayıcısı olarak sağlıklı yaşamı korumak ve geliştirmek adına yapılan alkol ve sigara zamlarından elde edilen vergilerin sağlık hizmetini geliştirmeye ve araştırmaya aktarılması konusunda neden bir girişimde bulunulmadığını merak ediyoruz.

Sonuç olarak üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde Norveç somonuyla başlayan Kurban Bayramında angus kesmeyle devamı gelen uygulamalar övünerek her yerde bahsettiğimiz genç, nitelikli nüfusumuzun yerine de Türk olmayan insanların işsizlik sorununa cevap arama noktasına gelmiştir. Ancak bu uygulama “sağlık olsun” denilip geçilecek bir konu değildir.

Unutmayalım önce somon sonra angus ise bugün doktor yarın mühendis.

“Halk İçinde Muteber Bir Nesne Yok Devlet Gibi
Olmaya Devlet Cihanda Bir Nefes Sıhhat Gibi”
Kanuni Sultan Süleyman  

Hepinizin Kurban Bayramını kutluyorum.